Anasayfa > Haberler > İnceleme: Dota Dragon's Blood

İnceleme: Dota Dragon's Blood

Anime İnceleme 7 ay önce İnceleme: Dota Dragon's Blood

25 Martta biz izleyiciler ile Netflix platformunda buluşan Dota: Dragon's Blood Ashley, Edward Miller tarafından var edilmiş Park So Yung ve Kim Eui Jeoing tarafından yönetilmiş bir fantastik dizidir. Kendisi; Valve tarafından geliştirilmiş Moba video oyunu olan 2013 çıkışlı Dota’ya dayanmakta. Prodüksiyonunu Studio Mir ile Kaiju Boulevard’ın ortaklaşa yaptığı dizi bize Netflix tarafından Şubatta duyuruldu. Dizinin ilk dikkat çeken kısmı ise anime ve Amerikan çizgi dizilerini birleştiren bir tarzda bize sunulması. Her biri ortalama 25 dakikadan 8 bölümü çıkmış bu animasyon dizisini biraz tanımak için önce temeli olan Dota’yı ufaktan tanıyalım:

Blizzard Entertainment firması tarafından geliştirilen bir MMORPG oyun serisi olan WarCraft’ın Warcraft 3 Frozen Throne oyununun bir oyun modu olan Defends of the Ancients ve daha çok bilinen ismiyle DOTA, Valve tarafından satın alınıp bugünkü haline kadar getirilmiştir. DOTA, bir diğer büyük rakibi olan League of Legends yani LoL çıkana kadar MOBA oyun türünde akla gelen ilk isimdi. Oyun çevrimiçi olarak 5v5 takımlar şeklinde oynanabilen karakter çeşitliliği zengin bir oyundur. Her iki tarafın Ancient adında birer yapıları vardır. Takımların amacı karşı tarafın yapısını yıkmaya çalışıp kendi yapısını korumaktır. 

Dizinin afişlerini ve fotoğraflarını görünce dikkatimi -daha önce bahsettiğim gibi- dizinin anime ve Amerikan çizgi dizi tarzını harmanlamasıydı. Bu harmanı yapan ve işinde gerçek bir başarı olan Avatar: The last Airbender’a çizim tarzı ve animasyonu bakımından benzerliği dikkatimi çekti. Biraz araştırınca gördüm ki Avatar serisinin 2. Dizisi olan The Legend of Korra’nın prodüksiyonunda da Studio Mir görev almıştı. Biraz daha araştırınca gördüm ki avatar serisinin 2 dizisinin de ortak yaratıcısı ve baş yapımcısı Bryan Konietzko ilk bölümün yazılmasında ortak olmuştu. Bu iki durum ikisinin bu harmanı neden benzer yaptıkları konusunda bir sebep olmuştu kafamın içinde. İzlemeye başladığımda dikkatimi çeken ise Dota’nın fantastik dünyası ve olayların gerçekleşme dinamikleri ile tam bir masaüstü rol yapma oyunu furyasının Dungeons and Dragons gibi fantastik settinglerine yani oyun yapma şablonlarına benzemesiydi. Bu tür şablonlar, fantastik dünyasını Lord of the Rings’in mitolojik ögeleri yorumlamasını örnek alıp elf, cüce ve insan gibi kültürlerin (ırk kelimesi kulağınıza daha tanıdık gelebilir ancak günümüz dünyasında ırk kelimesinin bilimdeki yitirmiş anlamı ile beraber bahsettiğim dünyaların güncel dünyada en büyük temsilcisi dungeons and dragons bu ismi değiştirdiğini belirtmek isterim) orta çağda ejderhaların popülerliği çerçevesinde fantastik canavarlarla savaşması, birilerinden görev alınması ve benzeri ögeler üzerine kurulur. Sonuçta bu yapım aynı birçok yapım gibi bu şablonlara benzerliği sebebiyle yaratıcılığı ile bakış açımızı geliştiren bir fantastik macera olmadığı tersine çok alıştığımız ve sevdiğimiz bir fantastik macera formülünün ürünü olduğu anlaşılıyordu. Bu sebeple masaüstü rol yapma oyunlarından alışkın olduğum bir hikaye beklemeye başladım. 

Çizimleri konusunda özgün ve sıra dışı bir oluşum yoktu. Bir harman şeklinde oluşması kendini en fazla çizimlerde göstermesinin yanı sıra çizimleriyle ön plana çıkabilen animelere kıyasladığımızda gerçekten klasik çizim klişelerinin çok dışında bir iş olmadığı gözüküyor. 8 bölüm olması ve arkasında Netflix gibi büyük bir şirket olmasından dolayı detaylı çizim ve animasyon bekliyordum. Ancak intro ve prolog gibi sinematik anlatımlar dışında animasyon da çizim de oldukça detaydan uzak ve basit kalıyor. Bu basitliği bir kenara alırsak seçtikleri zengin renk paleti bazı sahnelerde gözlerimize şenlik olduğunu belirtmem gerekir. Sanırım bu durumdan dizinin bütçesinin fazla büyük olmadığını çıkartabiliriz. İzlerken sizi kötü çizimlerin değil de beklentilerinizi yükseltmemenizi gerektiren bir iş olduğunu söyleyebilirim. Anime kesinlikle çizimleriyle ön plana çıkmıyor.




Seslendirme deneyimi olarak orijinal dilinin İngilizce olması animelere alışkın izleyici için her zaman alışkın olmaktan uzak gelir. Ancak seslendirme anlamında hiç üşenilmemiş bu yapımın seslendirme kadrosu tanıdık isimlerden oluşuyor. Senaryo bu seslendimenlerin oyunculuğu konusunda büyük şeyler bekleyemeyeceğimiz şekilde tasarlansa da karakterlerin seslendirme bazındaki oyunculukları adına oldukça güzel imkanlar tanınmış. Her bir karakteri özenle ve eksiksiz seslendirme çabaları kulaklarımıza şenlikti. Animede İngilizce seslendirmelerin çoğunlukla Japoncaya benzetme çabası gibi kötü bir klişeyi burada görmemek beni oldukça mutlu ve memnun etti.


Müzikler açısından çoğu arka plan müziği alışkın olduğumuz gaza getiren majör tonların havada uçuştuğu bir işti diyebilirim. Bu popüler fantastik macera türlerine aşina olan herkesin alışkın olduğu bir müzik olduğundan farklı şeyler sunmuyor kulaklarımıza. Ancak kesinlikle bu türe daha çok yakışan müzik türü bilmediğimi söylemek istiyorum. Bazı sahnelerin arkasına kısık tonlarda atmosferi vermek adına nazik ve yerin hissiyatını size geçiren müzikleri kullanmaları oldukça güzel bir detaydı.

Senaryosunu ele alacak olursak senaryoda karakter derinliği anlamında birçok hareket ve bir çok çalışma görüyoruz. Karakterlerin kendi benliğine ben kimim diye sormalarına tanık oluyor ancak bu konuda düşünüp kendi psikolojik arka planlarını derinleştirmek yerine eğlenceli dövüşler ve romantik konuşmalar yapıyorlar. Karakterlerine derinlik kazandırmak yerine derin olduğunu gösteriyor. Ki bu kendi 2. Sezonunu hazırladığı belli olan bir finalle biten bu anime için harika bir seçim olabilir. Ancak karakterlerine bu derinlikleri verirken tutarlılıktan uzak hareketler sergiletmeleri bizim gözümüze sadece üşenilmiş karakter tasarımını gösteriyor. Spoiler içerebilecek bir örnek vermek gerekirse Mirana bir sahnede daha neden bağ kurduğu konusunda yeterli şeyler göremediğimiz baş karakterimizi kurtarmak için çok yüksekten aşağıya düşüyor. Ve buradaki her karakter bunun kendini feda draması şeklinde yansıtıyor biz izleyicilere. Ki karakterimiz asla sebebini açıklamadıkları bir şekilde ölmüyor. Hatta animede kim çok yüksekten aşağı düşse gerekenden hasar alıyor. O zaman o sahnede neden bu karakter cesurca kendini feda etmiş dramasını bizlere vermeye çalışıyor. Bu cesurca ve kahramanca hareketten sonra ise fedakar kahramanımız Mirana yere düşünce çaresizce yardım istiyor. İşte bahsettiğim bir derinlik de burada giriyor. Acaba karakterimiz birilerini kurtarmak için bir şeyler yapsa da aslında kendi benliğinde yalnızlık hissediyor ve bu sebeple düşünce yalnızlıktan korkuyor mu? Kimseye yük olmayacak biri şekilde kendini tanımlamaya çalışırken içten içe yardıma muhtaç olduğunu mu anlatıyor. Bilmiyoruz devamında bambaşka bir içsel soru kısmı başlıyor. 

Karakter tasarlamalarındaki bu eksikleri gelecek sezonda daha kaliteli olacağını umarak senaryonun genel gidişatına bakalım. Hikayemiz ilk düşüncelerimi değiştiremeyeceğim şekilde bir fantastik masa üstü oyunu kıvamında. Bize olan olayları açıklamak yerine göstermeyi seçen bir havası var. Bu oldukça cesur bir hareket olsa da kötü bir karar olduğunu düşünmüyorum. Hikayenin oluşturduğu dünya çok ilgi çekici. Dinledikçe sizi içine alıyor ve merakınızı her giderdiğinde farklı meraklar katıyor. Bu kadar kısa bir animenin karakter derinliğine girmeden hikayesini anlatmak istemesi oldukça doğal bir şey. Hatta zamanları o kadar kısa ki az önce bahsettiğim tanımadığı adam mevzusu çok yerde geçiyor. Çünkü bize yolculukta bir şeyler oldu ve şu an buradayız şeklinde bir anlatım tekniği seçmiş durumda. Ancak ne karakterleri derinleştirmek için ne de karakterler arası bağların kuruluşu göstermek için yeterli zaman bulamazken çok gereksiz bazı sahneler adına zaman bulduklarını belirtirim. Mesela animenin başlarında karakterimiz ejderha avlamak için çivili bir zincir kullanıyor. Bu zincirle ayağını bağlıyor ve ama ejderha kaçıyor. Daha sonra onu aramaya gidince bir şeyler olduğundan dolayı ayağındaki zincirden tamamen kurtulmuş oluyor. Bu olaylar olurken karakterimizin neden zincirle beklediği konusunda kalabalığın sorularını duyuyoruz. Belki yakalamak istiyordur diye içimizden geçiriyoruz. Ancak bu konuda belirli işaretler göremiyoruz. Demek ki zincir bu karakter için önemli ve hikayenin devamında bir bağlantı oluşturup tutarlılığı ile bizi etkileyeceğini düşünüyoruz ama nafile. Bu sorunları es geçtiğimiz zaman hikaye size dostluk, aşk, ortaçağ, ejderhalar ve etkileyici bir fantastik dinamiği sunuyor. Eğer benim gibi fantastik maceralardan hoşlanıyorsanız izlemekten oldukça keyif alacaksınız.  

DOTA: Dragon's Blood; atmosferik yapısı, eğlenceli hikayesi ile dota oyununun severlerine oldukça mutlu edecek ve zaman geçirmek adına her zaman iyi bir seçim sayabileceğimiz bir anime. Kısa bölüm sayısı ve tek nefeste biten yapısı ile eğlenceli bir macera sunan bu anime beklentilerinizi yüksek tutmadığınız sürece size istediğinizi verecek türden. Çoğunlukla bu tür bilindik büyük isimleri sömürüp kalitesiz bir işin gözlerimize sunulduğu örneklerin yanında bu animenin bu genellememden utandıran bir yapısı olduğunu belirtmek gerekir. O zaman haydi sevgili dostlar; kılıcınızı ve kalkanınızı kuşanın! Atlarınızı iyice besleyip eyerlerini takın. Çünkü gezdiğimiz yollar, konakladığımız yerler yaşadığımız maceralar ne basit ne de merhametli. Haydi hep beraber şafağa doğru atlarımızı sürerken Ejderha Avcısı Davion’un fantastik hikayesinde yoldaş olalım


Yorumlar (0)