Anasayfa > Haberler > Bir Amerikan Babasının Resmedilmesi: Stillwater

Bir Amerikan Babasının Resmedilmesi: Stillwater

Film İnceleme 1 ay önce Bir Amerikan Babasının Resmedilmesi: Stillwater

Bu yıl birçok film vizyona girdi ancak bunlar arasında iddialı olan ve eleştirmenler tarafından beğenilen filmler genellikle tek aktörün tüm filmi sırtlandığı filmler oldu. Bu filmler arasında Nicolas Cage’in oynadığı“Pig”,Matt Damon'lu ”Stillwater” ve Winston Duke’ün ”Nine Days” filmleri var. Peki bu filmler neden beğenildi neden bu oyuncular parıldamaya başladı. İşte sorunun cevabı bu incelemenin içinde…

Kısa bir şekilde sizlere Stillwater filminden bahsederek başlamak sanırım en doğrusu olacak. Filmi izlemeyenler için Stillwater; yabancı bir ülkede kızı hapse girmiş bir babanın, kızını görmek için tanımadığı bir memlekete gitmesiyle başlıyor. Ama Matt Damon’un canlandırdığı baba nasıl bir baba görmeniz gerekiyor. Mükemmel resmedilmiş bir amerikan babasını görüyoruz. Matt Damon bu filmde Bill Baker isimli amerikan babayı canlandırıyor. Karakterimiz sürekli kareli gömlekle kot pantolon giyen, yeteneksiz, yavaş anlayan, pek becerikli olmayan ve aslında baba demeye bin şahit gerektiren bir karakter. Kendisi petrol firmalarında, inşaatlarda çalışan düşük gelirli birisi ve bu zorlukların içerisinde kızını yurtdışında okutmak istiyor. Kızı ise okumak için Fransa’ın tehlikeli şehirlerinden birisini tercih ediyor. Daha sonra bir cinayet suçundan dolayı hapse giriyor. Babası bir gün Amerika’dan Fransa’ya kızını ziyaret etmek için geldiğinde kızı bir mektubu avukatın birine teslim etmesini ve avukatın bu mektubu okuduğundan emin olmasını istiyor. Tabi babası bu basit görevi yerine getiriyor. Kız mektupta masum olduğunu, olay günü başkalarının da bu işe bulaşmış olabileceğini söylüyor ve filmin kaderini değiştiren olay gerçekleşiyor. Kızı şu cümleleri aynen mektuba işliyor “...sizden başkasına güvenemem. Babam beceriksizin tekidir. Sizden başka kimsem yok.” Bu cümle Matt Damon’un canlandırdığı Bill karakterinin oldukça zoruna gidiyor. Çünkü kendisinin işe yaramaz biri olduğunu biliyor ve kızının en zor anında da yanında olamadığı için utanç duyuyor. Bu noktada aslında filmi direkt tahmin ettim. Düşüncem şu şekildeydi; aha! yine bir Nobody olayı göreceğiz sanırım. Karakter petrol çıkartma işindeyim diyordu sanırım bu Suriye’de Amerikan Özel Kuvvetlerine çalışan bir komando… Bu birazdan 12 kişinin içine dalar ve herkesi yok eder. Ki zaten bu hissiyatı da çok fazla almıştım. Nereden mi? Karakter sürekli kareli gömlek, kot pantolon, şapka ve gözlük takıyor. Top sakal bırakıyor, ve kolunda amerika simgesi olan kel kartal dövmesi bulunuyor. İlk gözlemim bu adamın geçmişi kirli bir asker olduğu yönündeydi. Keza yine bu sene izlediğimiz Nobody filminde de aynı olayı görmüştük. Karakterin çocukları, babasının yetersiz ve vasıfsız olmasından dert yakınır sonra karakter bir John Wick’e dönüşür. Peki düşündüğüm şey oldu mu? Hayır. Tamamen yanıldım. Adam harbiden vasıfsızmış.

Stillwater incelemesi için görsel...


Bilmediği bir ülkede, anlamadığı yabancı dilde insanların yaşadığı bir şehirde kızını kurtarmak için çabalıyor. Tabi kendisi çok zeki ve atik bir insan olmadığı için eline yüzüne bulaştırıyor. Çünkü karakterimiz çok güzel işlenmiş orta yaşlı bir amerikalı baba. Filmi izlemediyseniz ve dikkat etmediyseniz size şunu söyleyebilirim ki ben bu adamın Amerikalı bir baba olduğuna ikna oldum. Aslında filmin altın bölümü burası çünkü herkesi filme kitleyen kısım burası oldu. Filmin efsanevi bir konusu yok, efsanevi müzikleri yok, efsanevi bir kadrosu yok, efsanevi çekimleri yok...Sadece başarılı bir başrolü var. Pıg ve Nine Days filmlerinde de aslında bu geçerli. Filmlerin konuları çok iyi olduğu için değil bu oyuncular performanslarıyla bu filmi taşıdıkları için bu filmler çok konuşuluyor.

Ufak bir konu dışında filmle ilgili konuşmak bana çok mantıklı gelmiyor. Odak noktası başrol ve onun duyguları üzerinden ilerliyor. Çaresiz, yeteneksiz, ağır başlı, her soruya “Evet efendim” “Hayır hanımefendi” diye cevap veren orta sınıf belkide daha alt kısımda kalan biri karşımıza çıkıyor. Öğrenmesi zayıf, tiyatrodan anlamayan ama yaptığı hataları düzeltmeye çalışan birisi özellikle babalık konusunda… Bu noktada devreye yan karakterlerden birisi “Maya” giriyor. Bu küçük babasız kızla tesadüfen bir otel odasında tanışıyor. Daha sonra Fransa’da kalması gerektiği için bu kızla arasındaki bağ güçleniyor. Kendi kızının küçüklüğünde yanında olmamasının verdiği eksikliği bu kızın da yaşamasını istemiyor ve uzun bir süre ona kol kanat geriyor. Burada da Matt Damon’un başarılı oyunculuğunu görüyoruz. Duyguları, karakteri bire bir canlandırması ve o karakteri yaşaması harika bir performans olmuş.

Matt Damon’u övmeyi bitirirsek geriye pek birşey kalmıyor aslında. Bir tek hoşuma giden şey filmde mekanların çok iyi kullanılmış olması, onun dışında abartılacak müzik senaryo vs kalmıyor.


Film bittikten sonra aklınızda; Matt Damon oyunculuğu, baba-kız ilişkisi ve hüzünden başka bir şey kalmıyor. İnanıyorum ki canlandırdığı birçok karakterle Oscar’a aday olan Matt Damon, bu sefer başaracak ve hak ettiği ödülü alacak.

Stillwater incelemesi puanlama...


Yorumlar (0)